Ads Top

Türkiye’nin Enerjisindeki İklim Faktörü

Türkiye’nin Enerjisindeki İklim Faktörü
   Enerji, tümden bütüne birçok canlı yapının ve devletlerin ihtiyacı olmuştur. Bu ihtiyacı özele inerek yani insani profilde ele aldığımızda şu tarzda benzetme yapabiliriz; nasıl bir insanın hayatta kalmak için enerji ihtiyacı varsa örneğin su, yemek vb. gibi aynı şekilde devletlerin de enerji ihtiyacı vardır. Bu cümleyi  şu şekilde açıklayabiliriz; insan beslenme açısından zor durumda kaldığında ulaşabildiği yiyeceğin veya içeceğin sağlıklı olup olmadığını kontrol etmez ve ihtiyaçlarını gidermek için bunu es geçip tüketir, zorunda olmadığı durumda yani beslenme konusunda sıkıntısı olmadığı zaman ise yediği şeylere dikkat eder ve sağlığını riske atacak beslenme şekillerinden uzak durur. Bunu devlet bazında düşündüğümüzde kalkınmaya çalışan bir devlet her yenilenebilir, yenilenemez enerji türlerini kullanmaya çalışır ama genel olarak sağladığı enerji büyüklüğü bakımından yenilenemeyen enerji türleri kullanılır ve kalkınma aşamasını atlattıktan sonra artık kendi geleceğini yani sağlığını düşünerek risk oluşturacak hamlelerden olabildiğince kaçınmaya çalışır.

   Dünya genelinde süper güç olarak adlandırdığımız ülkelere baktığımızda, kalkınma aşamalarında daha çok yenilenemeyen enerji kaynaklarını kullanarak gerekli sanayi ve teknoloji hamlelerini yaptıklarını görebiliyoruz. Her avantajın bir dezavantajı olduğunu unutmamız gerekiyor, dezavantajlardan en önemlisi de yenilenemez enerji kaynaklarının yaptığı emisyon ile birlikte ülkelerin bulundukları alanda iklim değişikliğine sebep olmasıdır. Ülkeler bu konuyu zamanında gelişimleri uğruna umursamadıkları gözlenmekte, bir süre sonra yaptıkları hatanın farkına varmalarının sonucunda ise geliştirmiş oldukları teknolojiyi bu sefer de geleceklerini yani sağlıklarını düşünerek yenilenebilir enerji tarafında kullanmaya başladılar. Bunun avantajıyla kalkınmalarını yenilenebilir enerji tarafından sağlamak için büyük bir adım attılar ve bu ülkeler zamanında iklim hattında yaptıkları hataları telafi etmeye başladılar.
   Türkiye ise zamanında yapması gereken hamleleri büyük bir zaman gecikmesiyle son 10-15 yıl içerisinde olabildiğince yapmaya başlamıştır. Her ülke gibi bizimde gelişimimiz gün geçtikçe artıyor, bununla doğru orantılı olarak enerji ihtiyaçlarımız da artmaya başlıyor. Bizde belirli bir gelişmişlik seviyesine ulaştıktan sonra bu süre kaç yıl olabilir orasını tahmin etmek gerçekten zor gözüküyor, üst kısımda bahsettiğim devletler gibi artık geleceğimizi düşünüp diğer devletlerin olduğu gibi yenilenebilir enerji alanına yönelmemiz gerekmektedir. Onların zamanında iklim açısından yaptığı hataları baz alarak buna göre bir planlama yapmamız gerekmektedir.

   Bunun içinde elimizde olan teknolojiyi geliştirerek yenilenebilir enerji alanındaki teknolojiye ve iklim tarafındaki projelere pozitif katkı yapacak büyük bir adım atarsak olabildiğince erken bir sürede bunun alt yapısını tamamlarız, işte o zaman artık bizde geleceğimizi düşünerek önemli bir sorumluluk alıp bizden sonraki nesillerimize iklim konusundaki hassasiyetimizi aktarmış oluruz.

   Bu hususları göz önünde bulundurduktan sonra iklim konusunda önemli bir adım olan 1997 Kyoto Protokolü ile iklim değişikliği çerçevesinde net bir başlangıç adımları atılmaya çalışıldı, fakat protokole katılan ülkeler arasında sorumluluklar açısından görüş ayrılıkları oluşmaya başlandı. Protokole dahil olan ülkelerin hem gelişmelerine devam etmesi bunun yanı sıra oluşturdukları emisyon oranları ile de belli başlıklı sınırlamalara neden olacaktı bu sebeple anlaşmada aksaklıklar baş gösterdi.

   İlerleyen zamanların getirisiyle beraber 1997 Kyoto Protokolü ile başlayan süreç ve 2009 Kopenhag Zirvesi’nin de Kyoto’yla aynı kaderi paylaşması sonucunda 12 Aralık 2015 gecesinde Paris’te yapılan Paris İklim Anlaşmasını daha da bir önemli kılmıştır.
Paris İklim Anlaşmasının içeriğine bakacak olursak;
-Paris Anlaşması (PA) 195 ülke tarafından kabul edilen küresel nitelikte bir anlaşmadır.
 - Tüm tarafların emisyon  konusunda yükümlülük almayı kabul etmiştir. Ancak bu azaltım yükümlülüğünde gelişmiş ülkelerin daha fazla azaltım taahhüdü alması ve mutlak azaltım yapması istenirken, gelişmekte olan ülkelerin ise “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluk” ilkesi gereği mevcut kapasitelerine göre bir azaltım yapması beklenmektedir. 2050 sonrası için ise öncelikle gelişmiş ülkelerin sıfır emisyon sağlayacak konuma gelmeleri istenmektedir.
 - Sanayi devriminden bugüne kadar 1 c dereceye ulaşan Yerkürenin ısınmasının 2c derecenin daha altına (well below 2c ) ve mümkün olduğunca 1.5c seviyelerinde tutulmasına karar verilmiştir.
- Gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere “düşük-karbonlu ve iklime dirençli” kalkınmayı sağlayacak dönüşümü gerçekleştirmesi için gerekli olan iklim finansmanı, teknoloji ve kapasite geliştirme desteği sağlamaları gerekmektedir. Bu anlamda gelişmiş ülkeler 2020 yılına kadar gelişmekte olan ülkelere 100 Milyar $ iklim finansmanı sağlamaları ve 2020 sonrası için bu rakamın daha üstünde finansman sağlaması istenmektedir.
- Ülkelerin emisyon azaltımları konusunda almış oldukları hedefler, geliştirdikleri politikalar ve hedefe ulaşma konusundaki ilerleme durumu şeffaf ve hesaplanabilir bir yöntemle her beş yılda bir düzenli olarak değerlendirmeye tabi olacaktır.
   Maddeleri incelediğimizde diğer anlaşmalara nazaran gelişmekte olan ülkelere daha az yük bindirilmeye çalışıldığını görüyoruz, anlaşma basamak halinde ilerliyor bunu beş yılda bir yapılacak olan değerlendirmelerden ve 2050 sonrası sıfır emisyon kilit cümlelerinden anlayabiliyoruz.


Paris İklim Anlaşmasında Türkiye’nin Yeri;
   Türkiye, Paris İklim Anlaşması’ndan önce iklim konusundaki hassasiyetini göstermek için gönüllü olarak, Ulusal Azaltım Katkı Beyanı olan INDC planını BM İklim Sekretaryasına sunmuştur. Türkiye; 2012-2030 yılları arasında toplam sera gazı emisyonlarını %116 oranında artırmayı planlıyor. Bu, yılda ortalama %5’lik bir artışa denk geliyor, planlanan artış referans senaryodan %21 daha az artırmayı hedeflediğini de belirtmiştir. Fakat bazı çevreci kurumlar bu artışa itiraz ettiler, aslında baktığımızda gelişmeye devam eden bir ülke diğer ülkelere nazaran daha az bir emisyon yüzdesi söz konusudur.
   Türkiye verdiği bu taahhüttün akabinde emisyon değerlerini azaltmak bunun yanı sıra gelişimini sekteye uğratmayacak projeler için çalışmaya başlandı hatta çözümü de bulundu diyebiliriz. Üzerinde çalışılan ve bana daha mantıklı gelen bu projeyi paylaşmak istiyorum.
(KARAKAYA)

PMR TÜRKİYE
   PMR Türkiye, T.C Çevre ve Şehircilik bakanlığı ve Dünya Bankası işbirliği ile imzalanan bir projedir. Bu projeyi ilginç kılan özellik ise Türkiye, Dünya Bankası ile hibe anlaşmasını ilk imzalayan ülke olmasıdır. 2013 yılından bu yana izleme, raporlama ve doğrulama mevzuatının uygulanması ile karbon fiyatlandırma mekanizmaları hakkındaki çalışmaların yapılmasına ülkemizde öncülük etmektedir.
(PMR, TÜRKİYE)

   Projenin detaylarına indiğimizde karşımıza geniş bir çözüm yelpazesi çıkıyor ve yelpazenin her bir kısmında gayet güzel çalışmalar mevcut örneğin; emisyon ticaret sistemi, karbon fiyatlandırma mekanizmalarının yanı sıra beyaz ve yeşil enerji sertifikaları, genişletilmiş kredilendirme mekanizmaları, sonuç odaklı finansman tarzında kategoriler ile kör noktalar çözüme kavuşturulacak gibi duruyor. Kör nokta dememin sebebi ise geçmişe baktığımızda iklim koruma adına yapılan projelerin sürdürülebilirliği olmadığını görüyoruz, şimdi bu noktaları biraz irdeleyelim.

Karbon Vergisi
   Karbon vergisi, kirletim yapan kuruluşun ürettiği karbondioksit emisyonu miktarına uygulanan açık bir karbon fiyatlandırma biçimidir. Vergi, sıklıkla, CO2 eşdeğerinin (tCO2e) ton başına fiyatı olarak ifade edilmektedir. Bu sistem aslında sağladığı küçük kısıtlama ile kuruluşların hem ceza yemesini engelleyecek hem de emisyon miktarında ciddi bir düşüş oluşturacağı düşünülmektedir.
Enerji Verimliliği Ticaret Sistemi
   Enerji tasarrufu zorunluluğu olan kuruluşlar, sistemin verdiği tasarruf miktarına uymaması halinde sistemdeki diğer katılımcılar tarafından doğrulanmış tasarruflarını temsil eden enerji tasarruf sertifikalarını teslim edecektir. Bunu şöyle bağlayabiliriz dolaylı olsa bile, kuruluşlar verilen zorunlu tasarruf miktarına uyduğu zaman fosil yakıtlı elektrik üretiminden tüketilecek elektrik miktarı azalmaya başlayacak , doğru orantılı bir biçimde de karbon ve diğer emisyonlarda azalma meydana geleceği değerlendirilmektedir.

Yenilenebilir Enerji Ticareti Sistemi
   Karbon emisyonunu azaltmanın bir diğer yolu da yenilenebilir enerjiye cezbedici avantajlar getirerek kuruluşlara destek sağlamaktır. Bu başlıkta belirtilen sistemin özelliği şudur; yenilenebilir enerji üreticileri, ürettikleri her megavat saat (MWh) başına bir adet yenilenebilir enerji sertifikası almaya hak kazanacaktır. Bu sertifikalar elektrik tüketicilerine, tedarikçilerine ve diğer piyasa yandaşlarına satılabilecek ekstra olarak bu sertifikalar sayesinde firmalar teşvik alabilecek.

Kapsamlı Kredilendirme Mekanizması
   Kapsamlı kredilendirme mekanizması, emisyonda, enerji kullanımında ya da enerji yoğunluğunda belirlenmiş bir referans seviyesinin altında olan sektör ve sektör bileşenlerine ödül niyetinde kredi yaratıcı ve temin edici bir  yapıdır. Sektörel kredilendirme referansı mutlak veriler ışığında, ya da bir indeks formunda (ör. elektrik sektörü için, MW/h başına tCO2 cinsinden sera gazı yoğunluğu) tanımlanabilmektedir.


Sonuç Odaklı Finansman
   Sonuç odaklı finansman, bir proje veya programın önceden tanımlanmış sonuçları temelinde finansman sağlayan bir mekanizmadır. İklim finansmanı bağlamında, fiilen tamamlanmış sera gazı azaltımları için ton başına ödeme yoluyla, önceden-tanımlanmış azaltım sonuçlarını ödüllendiren bir karbon fiyatlama aracıdır. Ödemeler gerçekleşme sonrası yapıldığından, emisyon azaltımı yapan kuruluşlar için kararlaştırılmış sonuçları elde etmek önemli bir itici güç sağlarken, fonlayıcılara da elde edilen azaltım sonuçlarının kesinliği cazip gelmektedir. RBF, yinelenen ödemeler ve doğrulamalar yoluyla etkili ve verimli bir iklim değişikliği azaltımını mümkün kılmaktadır.

   Bu sistemlerin genel olarak ana bir ortak yönü var üreticiyi, tüketiciyi, dağıtıcıyı cezalandırmak yerine onlara daha cazip fırsatlar sunarak yol gösterici olmalarını sağlıyor, bunun sayesinde hem emisyon azaltımı sağlanıyor hem de diğer kısım mağdur olmuyor.
(RİCARDO, ECOFYS, LİFE ENERJİ)


PMR’IN AMAÇLARI
·        Sera gazı emisyonlarının azaltımında piyasa temelli yaklaşımların teşvik edilmesi
·        Yenilikçi karbon fiyatlandırma araçlarının desteklenmesi
·        Teknik tartışmalar için platform sağlanması
·        Piyasa araçları için yenilikçi ve kolektif yaklaşımların sağlanması
·        Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi taraflarını da içeren uluslararası toplulukla, tecrübelerin paylaşılması


PROJE BİLEŞENLERİ
1. Pilot Tesislerde İzleme Raporlama Doğrulama (İRD) Mevzuatının Uygulanması
   Kasım 2017’de yayınlanan ‘Uygulamada İRD’ kitapçığında açıklayıcı bir anlatım mevcut olduğunu görebiliriz. Bu kitapçıkta Türkiye İRD sisteminin organizasyonel yapısı şöyle açıklanıyor; adaylar başvurularını yapıyor bilgilerini TÜRKAK tarafından onaylatılması tamamlanınca lisanlarını T.C Çevre ve Şehircilik Bakanlığı veriyor, santral izleme bilgilerini T.C Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sitesine giriyorlar izleme planını onaylatılıyor sonrasında GHG'ye emisyon raporu veriyor GHG onaylanıyor tekrar T.C Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gidiyor onlar tekrar onaylıyor ve üretim yapan santrale geri gönderiliyor.

İRD Pilot Proje kapsamında gerçekleştirilen faaliyetler

·        Pilot tesislerde İRD senkronizasyonun sağlanmasına yönelik olarak uzmanlar tarafından teknik destek sağlanması.
·        Hedef grubun kapasitesinin ve tecrübesinin artırılması; eğitimler verilmesi.
·        Yabancı ve yerel uzamanlar ile tesise özel izleme planlarının ve emisyon raporlarının hazırlanması.
·        Öğrenilen derslerin ve edinilen tecrübelerin genele yayılması.  
2. Analitik Rapor 1: Türkiye’de Emisyon Ticaret Sisteminin (ETS) Kurulmasının Değerlendirilmesi
   Kasım 2015’de başlatılan çalışmanın amacı Türkiye’de olası bir ETS’nin kurulması konusunda ilgili bakanlıklar ve özel sektör temsilcileri ile birlikte bir çalıştaylar düzenleyerek senkron halde sistemin oluşturabileceği sorunları ortaya çıkartıp çözüme kavuşturarak kapasite gelişimi sağlamak; ülkemiz için olası ETS senaryoları belirlemek ve karar alıcıların bilgilendirilmesi amacıyla bir analitik rapor hazırlamaktır. Analitik rapor, ulusal taahhütlerimizi destekleyecek, olası bir ulusal ETS’nin yapıtaşlarının ortaya konmasına yardımcı olacak; ihtiyaçların belirlenmesini sağlayarak ülkemizin hazırlık yapmasına imkan verecektir. Çalışmanın sonuç raporunun yanı sıra, kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik olan hazırlanan 204 sayfalık Türkiye ETS Yol Haritası Raporunda işleyişin nasıl devam edeceği net bir şekilde açıklanmıştır.

3. Analitik Rapor 2: Türkiye’de Piyasa Temelli Emisyon Azaltım Politika Seçeneklerinin Değerlendirilmesi

   Türkiye’de Piyasa Temelli Emisyon Azaltım Politika Seçeneklerinin Değerlendirilmesi” çalışmasının amacı Türkiye’de sera gazı emisyonlarının azaltımına destek vermek için ETS dışındaki diğer piyasa temelli mekanizmaların uygunluğunu araştırmak ve tavsiyelerde bulunmaktır.
   Diğer piyasa temelli mekanizmalara örnek olarak, karbon vergisi, enerji verimliliği ticareti veya sektörel kredilendirme mekanizmaları örnek gösterilebilir. Ayrıca, proje bazlı ve sektörel ticaret yaklaşımlarını kapsayan “Sonuç Odaklı Finansman” gibi iklim finansmanlarını destekleyen diğer mekanizmalar da incelenecektir.
   Ayrıca Temiz Enerji Düzenleme Kurumu , emisyon azaltımlarını satın almak için ihaleler çıkacak ve ton başına en düşük teklifi  veren projelerin azaltımları devlet tarafından satın alınacak.

4. Analitik Rapor 3: Seçilen Mekanizmaların Model ve Simülasyon Çalışmalarının Yapılması

   Bu çalışmanın ana amacı, uygulanacak karbon azaltım sistemlerini ilk önce modelleyerek ve simule ederek uygulama esnasında ekonomiye ve  sektörlere olan etkilerinin görüleceği bir çalışma olacak.
(PMR TÜRKİYE)

         

   Proje bileşenlerini detaylı incelediğimiz zaman karbon azaltımı adına her çıkmaz düşünülerek çalışıldığını görüyoruz. Her bileşen için ayrı ayrı çalıştaylar düzenlenerek bilgiler veriliyor, akabinde beyin fırtınası yapılarak görüşler alınıyor ve bunlar değerlendirmeye alınıyor. PMR ayrıntılı ve ülkemiz için yeni bir sistem olduğu için eğitimler konusunda sıkıntı çıkmayacağı sürece projede aksaklıklar yaşanacağını düşünülmemektedir bu eğitimlerin arasında halkımızı bilinçlendirmede yer almalı, sektör paydaşlarını çalıştaylar yardımıyla eğitilebilir fakat en önemli kısım halktır. Hem verimlilik hem de karbon emisyonu hakkında ciddi eğitimlerin alt yapısı hazırlanması akabinde bu eğitimlerin tam randımanlı tamamlanması ile ilgili bir çalışma düşünülmesi güzel olacaktır.

 

   Enerji ve İklim arasındaki ilişkide sadece kurumsal tarafta çalışmalar yapılmıyor, bireysel anlamda çalışma yapan bu konunun duayeni olan kişilerde mevcuttur.

 

Doç. Dr. Gürkan Selçuk KUMBAROĞLU

   Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde Prof. Dr. olarak görev yapmaktadır. Kendisinin iklim konusunda yaptığı çalışmalar ciddi derecede önemlilik arz etmektedir.

 

·       1997 yılında öğrenciliği sırasında hazırladığı ve araştırmaları sonucu geliştirdiği Türkiye’de SO2 ve NOx Salımları’yla alakalı makalesi ile bilimsel literatüre giren  ilk enerji-çevre modelleme çalışması Türkiye’de hava kirletenleri ve salınımlarını sınırlı tutacak stratejilerin geliştirilmesi ve hava kalitesinin korunması amaçlı oldu.

·       2003 yılında İsviçre için geliştirdiği Hesaplanabilir Genel Denge Modeli’nde iki farklı yaklaşımı birleştirerek metodolojik yeni bir uygulama ile İsviçre kanunları kapsamında rasyonel iklim politikalarını araştırdı.
·       2003 yılında yaptığı çalışmada Türkiye uygulaması ile bilimsel literatüre giren ilk genel denge bazlı emisyon vergisi çalışmasını gerçekleştirerek çalışma kapsamında geliştirdiği Hesaplanabilir Genel Denge Modeli ile emisyon vergisinin ekonomik etkilerini araştırdı.

·       2003 Türkiye’de Emisyon Vergisi uygulaması ile bilimsel literatüre giren ilk genel denge bazlı emisyon vergisi çalışmasını gerçekleştirerek çalışma kapsamında geliştirdiği Hesaplanabilir Genel Denge Modeli ile emisyon vergisinin ekonomik etkilerini araştırdı.



 

·       Ağustos 2009’da  yaptığı çalışmada Türkiye’nin CO2 salımlarında etkili olan bileşenlerinin ortaya çıkarıldığı ve CO2 salımlarına bölgelerin ve sektörlerin katkısının belirlendiği, sektörel salım göstergelerinin AB ülkeleri ile karşılaştırıldığı ve aynı zamanda hane ve kişiler bazında araştırmaların yer aldığı çalışma Prof.Dr. Gürkan Kumbaroğlu ve Doç.Dr. Yıldız Arıkan tarafından kitaplaştırıldı, Açık Toplum Vakfı tarafından yayınlandı. Çalışma basında geniş yer buldu.

·       Prof.Dr. Gürkan Kumbaroğlu, Ekonomi ve Dış Poltika Araştırma Merkezi EDAM tarafından Ekim 2011’de yayınlanan Nükleer Enerjiye Geçişte Türkiye Modeli başıklı kitapta “Türkiye Açısından Nükleer Enerji Ekonomisi “ başlıklı bölümü, Aralık 2012’de yayınlanan ikinci ciltte ise “Nükleer Enerji ve Türkiye: Bir İhtiyaç Analizi” ile “Türkiye’nin İklim Değişikliği Steratejisi ve Nükleer Enerjiye Geçiş” başlıklı bölümleri yazdı. Nükleer enerjinin Türkiye’ye özgü ilk kapsamlı, bilimsel ve objektif değerlendirmelerini içeren her iki yayın da basında geniş yer aldı.
(KUMBAROĞLU)

   Sayın Prof.Dr Gürkan KUMBAROĞLU’nun çalışmalarını göz gezdirdiğimizde başta ülkemize sonrasında diğer dünya ülkelerine katkı yapacak nitelikte projeler, makaleler, kitaplar yazıp iklim konusundaki kendi görüşlerini ve hassasiyetini açıkça belirtmiş. 2003 yılında yaptığı Emisyon Vergisi adlı çalışmada aslında PMR’ın Karbon Vergisi başlığının alt yapısını hazırladığını söyleyebiliriz. Bizi uluslararası arenada temsil eden sayılı yetişmiş insanlardan biridir.
   Bütün bu yapılan çalışmalara baktığımızda aslında net bir görüş söz konusu o da şu ki ; ülkemiz gelişme aşamasında bir ülke, bu aşamada olan ülkeler hem emisyona dikkat edip hem de gelişmelerini devam ettirmek çok sancılı bir süreç olacaktır. Bu gelişme süreci içerisinde hem yenilenebilir hem de yenilenemez enerji kaynaklarını tam güçte kullanılacaktır fakat emisyon ve iklim konusunda olan hassasiyetimizde korunacaktır. Bunun nasıl olacağı özetlenirse, gelişmemizden feragat etmeyip emisyon tarafını da en optimum bir seviyede tutulmaya çalışılacaktır. Sonuç olarak, aşırı derecede emisyon yapıp iklim konusunda verdiğimiz sözleri unutmamakla beraber gelişimimizde sekteye uğratılmayacaktır.


Kaynakça

KARAKAYA, P. D. (tarih yok). PARİS ANLAŞMASI: İÇERİĞİ VE TÜRKİYE ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME. http://www.sut-d.org/wp-content/uploads/2015/12/sut-d-paris-anlasmasi.pdf adresinden alındı
KUMBAROĞLU, P. G. (tarih yok). İklim Hakkında Yaptığı Çalışmalar. http://www.gurkankumbaroglu.org/yayinlari adresinden alındı
PMR TÜRKİYE. (tarih yok). Proje Bileşenleri. http://pmrturkiye.org/kurumsal/hakkimizda/pmr-turkiye-proje-bilesenleri/ adresinden alındı
PMR, TÜRKİYE. (tarih yok). Hakkımızda. http://pmrturkiye.org/kurumsal/pmr-turkiye/ adresinden alındı
RİCARDO, ECOFYS, LİFE ENERJİ. (tarih yok). Türkiye’de Piyasa Temelli Emisyon Azaltımı Politika Seçeneklerinin. http://pmrturkiye.org/wp-content/uploads/2016/12/Piyasa-Temelli-Mekanizmalar-bro%C5%9F%C3%BCr%C3%BC.pdf adresinden alındı


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.