Ads Top

Bir Makine Mühendisinin İtirafları
Birçoğumuz çevremizdeki mezun mühendislerden çeşitli hikayeler,sektöre dair tavsiyeler,bazen güzel bazense çok kötü ve inanması güç anılar dinlemiştir. Bende şans eseri internette gezerken Memurlar.net sitesinde gezerken rastladığım '' Benim hikayem,makine mühendisinin hikayesi'' isimli başlıkta bir makine mühendisi arkadaşın anlattığı hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Hikaye ne kadar doğru ne kadar yanlış bir fikrim yok. Fakat ülkemizde özellikle özel sektörde mühendislere verilen değeri bir kez daha göz önüne sermiş bu hikaye.
Hikayeye başlamadan önce şunu da belirteyim benim kendi kuzenim makine mühendisi ve şu an özel sektörde çok iyi maaşla çalışıyor. Ama herkes bu kadar şanslı olamıyor özel sektör adına . İşte bu da özel sektörde yüzü gülmeyen bir makine mühendisinin hikayesi. Başlıktan aynen kopyala yapıştır yaparak hikayeye başlamak istiyorum :


Herkesin bu gün için umutları, hayalleri vardır, birçoğu için de olmazsa olmazdır elbette ama 11 Ağustos 2012, benim yeniden doğduğum günümdür.. Neden mi?

Yıllar önce ilkokulda okulumu bilgi yarışmasında birinci yaptım ve o okuldan Anadolu Lisesini kazanan ilk kişi oldum. İzmir'in o zamanlarki ikinci Anadolu Lisesi'ni. Ailemin o yaz tayini çıkınca, yönetmelik kanun vs. gereği kaydımı başka bir Anadolu Lisesi de almayınca alelade bir okula -ki bir sırada 4 kişi oturuyorduk- kayıt oldum. O okuldan da ortaokul sonunda o sene bir Anadolu Lisesini kazanan tek kişi oldum. Şanslıydım ki Anadolu Liselerinin 4 yıla indirilmesine denk gelmiştim ve ikinci kez bu şansı kullanmıştım. Puanım başka şehirlerdeki Fen Liselerine yeterken ben yol parası dahi olmasın düşüncesiyle evime yürüyerek yarım saat olan bir Anadolu Lisesi'ne kaydoldum.

Hayatım boyunca Mimar olmak istedim. Karikatüründen teknik çizimine bilip bilmeden de olsa elimden kalem düşmedi. Ne var ki ÇEVRE "Mimar olma iş bulamazsın" dedi. "Makina Mühendisi ol"

Öyle yaptım.

İzmir'de makina mühendisliği okudum. Kişiliğimin ve özgüvenimin idealist Prof'larca sömürülüşünü adeta silinişini izledim. Ki matematik hocasının ilk derste "Kanlı gözyaşlarıyla geçecek en az 4 seneye hoş geldiniz" demesi olacakların habercisiydi. Nasılda keyifliydi bunu söylerken... 5.5 sene boyunca içten içe hiçbirşey öğrenmediğimi hissederek, daha sonralardan hiçbir işime yaramayacağını öğrendiğim hesaplarla boğuştum.. Sabahlara kadar ders çalıştım, masadan başımı kaldırdığımda "Sokak lambası mı koymuşlar ya benim pencerenin önüne" diye camdan baktığımda güneşin doğduğunu görüp, saf gibi sadece "projenin yetişemeyeceğine" üzüldüm. Bu ayrıntıları fazla uzatmayacağım çoğunuz bilirsiniz zaten sı...m mavisini.

Okurken bir yandan da benden önce mezun olan yine makine mühendisi bir arkadaşımın 1.5 yıl iş bulamayışına ve işe alındığını söyleyen telefonu kapattığında koskaca adamın nasıl ağladığına şahit oldum. Aynı süreçte sevgili ÇEVREmin de "sen mezun ol senin iş hazır" , "Bitir de okulu koyalım seni biryerlere" deyişleriyle avundum.

Mezun olduğumda o çevre "Naptın iş arıyor musun?" veya "Girmedin mi hala bir işe" dedi bana sadece.

İşe giremedikçe üniversitede sıfırlanan özgüvenim eksilere düştü, özgüvenim eksileri boyladıkça iş görüşmelerinde konuşamaz, daha sonra da görüşmelere gitmez oldum. Neden gidemediğimi anlatamadım ÇEVRE'me... İşe giren yakın arkadaşlarımı kıskanıp kendimden utandım. "Ee sen napıyosun?" diyenlere gülerek "yan gelip yatıyorum" dedim. Her deyişimde ömrümden ömür gitti. Ve yine ÇEVRE'min baskısıyla 750 TL maaş aldığım bir işte çalışırken patronun çocuklarını kursa götürdüm, şirkete aldığı eşyaları taşıdım, beş para etmez bazı memurlardan trip yedim.

Birgün aileme ben işten çıkıyorum dedim, KPSS'ye çalışacağım dedim sağolsun onlar da anlayış gösterdiler ve fakat bu aileme karşı kullandığım son kredimdi biliyordum. Masaya herşeyimi koymuştum birnevi; ya hep ya hiç.. İşten çıktım, biriktirdiğim üçbeş kuruşla kursa yazılıp kitap aldım. ÇEVRE'min "Olmaz o iş kolay mı KPSS?" sesleri arasında aylarca ders çalıştım. "Ee napıyorsun?" diyenlere "KPSS'ye çalışyorum" dediğimde yüzlerinde oluşan o garip ifadeyle "Hımm iyi bakalım" demelerine şahit oldum.

Ve 11 Ağustos 2012

Odamda bilgisayarda sınav sonucuma baktıktan sonra hemen salona gidip aileme haber vermek istedim, titreyen bacaklarım sayesinde o kadar da hızlı olamadım. Salona gittiğimde söyleyebildiğim tek şey "bacaklarım titriyo" oldu. Noldu diye panikleyen anneme bir de "Sınav iyi gelmiş" diyebildim. Onlar sevinirken bağrışırken ben öyle kaldım.. Ağlayacağım desem, gelmedi ağlayamadım, çığlık atamadım gülüp coşamadım. Öylece durdum.. Çok sevinmenin nasıl birşey olduğunu uzun süredir unutmuş olduğumdan belki de.

Makina Mühendisleri arasında 370-390 arası bir sıralamam var. (özellikle net bilgi vermiyorum) Meslektaşlarım birinci atama mı olur ikinci atmamı olur diye düşünürken ben hayatımın kurtuluşunu izliyor, aylardır çıkmaya çalışıp çıkamayan, sınav sürecimi etkilemesin diye amelyatla aldırmayıp antibiyotik kullandığım ve bugün yine ağrısı bastıran 20 lik dişime bile gülücükler yolluyorum.

Özetle, bu yazıyı yazmamın yegane sebebine gelirsek, nasihat ne kadar haddimdir bilmem ama: Yolun başındakiler; yaptığınız hata bile olsa kendi kararınız olsun.

Noktalama-yazım hataları gereksiz üç noktalar yaptığımın farkındayım. Sınav bitti artık istediğim kadar üç nokta hakkımdır... :)

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.